Bekleme Salonu
Kimsenin uğramadığı bir istasyonun
bekleme salonu bu dünya.
Bir sandalyelik yeri var herkesin,
kiminin bir mezartaşı bile yok.
Güneş, doğu bloku filmleri gibi
ağır ağır sürünüyor duvarlardan.
Adım adım yaklaşıyoruz
dünyadan kopan son kelimeyle.
Rahman... Rahman...
sayıklayarak iniyor çukura
kilitlenmiş ellerimiz.
Nefes menziline vardı.
Bitti.
Ve biz, anılara tutunacak
bir dal verdik sadece.
Rüzgarın yolculuğuna
Ram olduk sedasız.
Kemiklerde yankısız bir sönüş —
doğaya bırakılan son koz,
suskun bir ateş gibi.
Ama tebessümü unutma.
Gül’ün ağzında bir kaplan bekliyor hâlâ.
Damarlarında,
bir zamanlar aktığın gibi akar hayat.
Elveda sevgilim.
Bütün güller elveda.
Güneşe saçlarımı emanet ediyorum,
yak ve bir mum yanar.
Dileği salt sen olan
ilk gün yemini neyse
son nefeste aynı aşkın son kozu közü ve sözü.
Ey Tanrı, kemiklerimi iliklerimi eriten,
beni bir zeytin ağacından yakan Tanrı,
sonsuzca işle yıldızımın secdesini semaya.
Ve kesif karanlıkta pusulamı
dudaklarından dökülen bir ayetle mühürle.
Bakır akıt bana da, sayısız rüzgarı
emrime ver ve beni yok oluşumda kut bildir geceye.
Aya ne denli aşık olduğumu anlat.
Senden başka hiçbir yöne bakmam.
Bir gül kadar sessiz, bir mezar kadar derin
bir tebessümle eğiliyorum zamana.
Gecenin alnına yazdım adını,
susarak mühürledim kendimi.
Küllerimde bir dua
Aşkın, hiçbir dile sığmayan son harfiyim artık.

Yorumlar
Yorum Gönder